7 Ağustos 2019 Çarşamba

Devredilen KDV’nin Azaltılması İçin Öneriler

Yazar: Nuri DEĞER*

Yaklaşım / Ağustos 2019 / Sayı: 320

I- GİRİŞ

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu uygulanmaya başlamasından itibaren ortaya çıkan en önemli konuların başında devreden KDV’nin iadesi sorunudur.

Doğal olarak devreden KDV tutarı artıkça sorunun çözümü daha da güçleşmektedir.

II- KDV’NİN NİTELİĞİ

KDV, esas itibariyle bir iktisadi işletme çerçevesinde malların teslimi ve hizmetlerin ifası sırasında satıcı fiyatı üzerinden ve bu fiyata tamamen orantılı olarak konulan genel bir tüketim vergisidir. İşletme çerçevesinde üretilen mal ve hizmetlerin ilk üretim aşamasından nihai tüketiciye ulaşıncaya geçirdiği üretim, pazarlama ve satış aşamalarında mal ve hizmete katılan değeri vergilendirmeyi prensip edinen bir vergi türüdür. Başka bir deyişle üretilen katma değeri vergilendirmeyi esas alan bir vergidir.

Her ne kadar herhangi bir mal veya hizmet ilk üretim aşamasından nihai tüketiciye kadar her el değiştirmede vergilendiriliyor ise de mükellefler, yüklendikleri vergiyi tahsil ettikleri vergiden indirdiği için o mal veya hizmet için Hazine’nin kasasına giren vergi tutarı, perakende aşamada nihai tüketicinin ödediği vergi miktarına eşit olmaktadır.

Ödenen vergi nihai aşamaya (tüketiciye satış) kadar birbirini izleyen üretim, dağıtım ve ticari aşamalar arasında bölünür. Ancak aşamaların sayısı tüketicinin ödeyeceği vergi miktarını etkilememektedir. Görüldüğü gibi, KDV çok aşamalı genel, yayılı bir satış vergisi olup, nihai tüketimi hedef almaktadır.

II- MÜKELLEFİN ROLÜ

Uygulamada sanayici, toptancı, perakendeci gibi mükellefler vergi ödüyorlar gibi görünüyorlarsa da aslında vergi yükü bütünüyle nihai tüketici tarafından üstlenilmektedir. KDV uygulamasında en aktif rol mükellef tarafından oynanmaktadır. Mükellefin rolü önemlidir. Sistemin bel kemiği, çadırın orta direğidir.

Çünkü mükellef vergiyi alıcıdan tahsil eden kişidir. Diğer taraftan, vergi indirim hakkı sadece mükellefe ait olup hesaplanan vergiyle indirilebilir vergi arasındaki farkı, onun tarafından Devlete ödenmektedir.

Burada bir hususu belirtmekte fayda vardır. 3065 sayılı KDV Kanunu’na göre vergi mükellefi malı teslim edenler veya hizmeti ifa edenler olarak hüküm altına alınmıştır. Yasal düzenleme için bu kural zorunludur. Ancak verginin gerçek mükellefi yukarda da belirttiğimiz gibi nihai tüketicilerdir. Zira Yasa gereği mükellef olanlar yaptıkları işlemler için hesaplanan vergiyi fiyat mekanizması yoluyla alıcıya yansıtmaktadırlar.

Uygulamada mükelleflerin görevi vergiyi alıcıdan Devlet adına tahsil etmek ve Devlete aktarılmasını sağlamaktır. Yani mükellefler, KDV uygulamasında aracı konumundadırlar. Dolayısıyla bunlara verginin tahsildarı demek daha doğru olur.

Yukarıya alınan açıklamalardan anlaşılacağı üzerine KDV’;nin asıl mükellefi, vergiyi ödeyen tüketicilerdir.

Herhangi bir KDV mükellefi, ithalatta veya yurt içi alımları dolayısıyla yüklendiği KDV’ni müşterilerinden tahsil ettiği KDV’den indirmekte veya gider olarak yazabilmektedir. Dolayısıyla indiremediği KDV’yi gider olarak yazılmak suretiyle bir maliyet unsuru olarak yine tüketicilere yansıtmaktadırlar. Dolayısıyla ödediği KDV hiçbir zaman üzerinde kalmamaktadır.

Uygulamada vergi indirimi işlemden işleme yapılmayıp, Kanunla tespit edilmiş dönemlerde bir defada bütün işlemler için toplu olarak yapılmaktadır. Dönem sonunda KDV borcuyla alacağı arasındaki müspet veya menfi farka göre, mükellefin ödeyeceği veya bir sonraki döneme devredeceği KDV tespit edilmektedir.

Yüklenilen KDV, hesaplanan KDV’den küçük olması halinde mükellefin aradaki farkı vakit geçirilmeksizin vergi dairesine ödemesi gerekmektedir.

Katma değer vergisine tabi işlemler dolayısıyla mükellefler, indirimli orana tabi teslim ve hizmetler veya tam istisna kapsamına giren işlemler nedeniyle yüklendikleri KDV’yi, varsa yurt içi işlemleri dolayısıyla hesaplanan Katma değer vergisinden indirecek, hesaplanan KDV’nin bulunmaması veya hesaplanan verginin bu miktarı karşılamaması halinde, aradaki fark kendisine iade edilecektir.

Gelir İdaresi tarafından mükellefe yapılacak KDV iadesi, mükellefe verilen bir teşvik, destek, vergi indirimi veya yardım mahiyetinde olmayıp, tamamen kesinleşen borcunu ödemekten ibarettir. Söz konusu borcun net bir şekilde tespit edilmesi işlemi YMM’;ler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Yapılacak iade işleminin sağlıklı ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlanması için YMM’lere çok önemli görevler düşmektedir.

III- KDV’NİN DEVREDİLMESİNİN NEDENLERİ

Her şeyden önce KDV’nin devredilmesi olgusu tamamen mükellefin iradesi dışında ortaya çıktığınıbelirtmemiz gerekir. Hiç bir mükellef ödediği verginin, kısa bir süre için dahi olsa daha sonra iade edilmesini arzu etmez.

İşletmelerin yüklendikleri KDV’nin devir edilmesinin çok sayıda nedeni vardır. Ancak biz bu nedenlerden en önemli olarak gördüğümüz bir kaç nedeni belirtmekle yetineceğiz.

KDV’nin devredilmesinin nedenleri kısaca şöylece özetlenebilir:

1- KDV mantık ve ilkelerine aykırı olarak giderek istisnaların sayıca artması,

2- Ekonomide önemli bir yer tutan indirimli orana tabi malların listesinin genişletilmesi,

3- % 1 Oranına tabi malların, ekonomide önemli bir yer tutması,

4- KDV Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihte iade yapılmasında çekingen davranılması

5- İndirimli vergi oranına tabi teslim ve hizmetlerde iade uygulaması ile ilgili sınırın bulunması.

Mükellefler, nasıl ki bir aylık dönem içerisinde tahsil ettiği KDV’nin yüklendiği KDV’den fazla olması halinde aradaki farkı ertesi ay içerisinde vergi dairesine ödemek zorunda ise, kaynağı ne olursa olsun. devreden KDV’nin de mümkün olan en kısa süre içerisinde iade edilmesi gerekir.

IV- KDV İADESİ İÇİN ÖNERİLER

KDV iadelerinin hızlandırılması için çok sayıda önerinin geliştirilmesi mümkündür. Ancak Hazinenin imkanları göz önünde tutularak sadece mahsuben iade kapsamında bir kaç konu üzerinde durmak istiyoruz.

A- KAMU KURUMLARININ, MAL VEYA HİZMET ALIMLARI İLE YAPIM İŞLERİ NEDENİYLE YAPACAKLARI ÖDEMELERDEN HAK SAHİPLERİNİN VERGİ BORÇLARININ MAHSUBUNU TALEP ETMELERİ

Gerekli prosedürlerin tamamlanmasından sonra KDV iadeleri hak sahibinin talebi üzerine nakden veya mahsuben iadesi edilmektedir.

KDV Kanun’da iade hakkı doğuran işlemlerden kaynaklanan iade işlemlerinde mahsuben iade tamamen mükellefin talebi, başvurusu üzerine yapılmaktadır.

Bilindiği gibi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu’nun 22/A maddesinde 28.11.2017 tarihli ve 7061 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle yapılan değişikliklerle

Maliye Bakanı, kamu kurum ve kuruluşlarının satın aldıkları mal, hizmet alımları ile yapım işleri bedelleri ödenmeden önce, Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcunun bulunmadığına ilişkin belge aranılması ve yapılacak ödemelerden istihkak sahiplerinin amme borçlarının kesilerek ilgili tahsil dairesine aktarılması zorunluluğu getirmeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir(1).

Maliye Bakanı’na tanınan bu yetkiye istinaden Zorunluluk Getirilen Ödeme ve İşlemlere ilişkin usul ve esasları 23.12.2017 tarih ve 30279 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 9 Sıra No.lu Tahsilat Genel Tebliği ile belirtilmiştir.

Kamu kurum ve kuruluşlarının mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin bedelleri ödenmeden önce, istihkak sahiplerinin, vadesi geçmiş borçlarının bulunmadığına ilişkin belge ibraz etmeleri gerekir.

Bu uygulama yerinde olmakla birlikte, söz konusu uygulamanın bir aşama öncesine çekilmesi istihkak sahiplerinin istihkak bedellerini talep ederken ibraz edecekleri belgeler yanında vergi borçlarına ilişkin listenin verilerek mahsup talep etmeleri imkanın tanınması uygun olacaktır.

Kamu Giderlerin gerçekleştirilmesi; harcama gerçekleştirme görevlisi tarafından düzenlenen ve imzalanan ödeme emri belgesinin, harcama yetkilisince imzalanması ve tutarın hak sahibine ödenmesiyle tamamlanır.

İstihkak sahiplerine ödemenin hemen nakden yapılmamamsı halinde, söz konusu ödemenin gerçekleştirilmesi beklenilmeden istihkak sahiplerinin kamu borçlarına mahsup edilmesi yerinde olacaktır.

Böylece nakit ödeme işlemi gerçekleşmeden vergi borçlarının mahsubu mümkün olacaktır.

B- İNDİRİMLİ ORAN VE İHRAÇ AMAÇLI İMALATLAR DOLAYISIYLA YÜKLENİLEN KDV’NİN BİR KISMININ MAHSUP EDİLMESİ

3065 sayılı KDV Kanunu uygulaması kişiler arasında bir işlem yapılması temeli üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla KDV Kanunu bir faaliyet vergisi olmayıp, esas itibariyle bir işlem vergisidir. Bu duruma bir iktisadi işletme kapsamında herhangi mal teslimi veya hizmet ifası gerçekleşmeden vergiyi doğuran olayın meydane gelmesi ve dolayısıyla iadenin hakkının doğması mümkün değildir.

KDV Kanunu ile belli dönemler itibariyle veya belli tutarların aşılması halinde, devreden KDV’nin sıfırlanmasını öngörülmediğinden, yukarda belirtilen kuralın bir miktar esnekleştirilmesi uygun olacaktır.

Bu bağlamda indirimli orana tabi işlemlerde iade uygulaması üzerinde durmakta fayda vardır.

1- İndirimli Orana Tabi İşlemlerde İade Uygulaması

a- Yılı İçerisinde Mahsuben İade

KDV Kanunu’nun 29. maddesi hükmü gereğince, bir vergilendirme döneminde indirilecek KDV toplamı, mükellefin vergiye tâbi işlemleri dolayısıyla hesaplanan KDV toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade edilmez. Şu kadar ki, 28. madde uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup indirilemeyen ve tutarı Cumhurbaşkanı’nca tespit edilecek sınırı (2019 yılı için 14 100 TL) aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir.

b- Yılı İçersinde Nakden İade

3065 sayılı Kanun’un 29/2. maddesinde 6770 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan mahsuben iade edilmeyen verginin yılı içinde nakden iadesiyle ilgili sektörler, mal ve hizmet grupları ve dönemleri belirlemeye Bakanlığımız yetkili kılınmıştır.

Bu yetki çerçevesinde, indirimli orana tabi konut ile 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki (II) sayılı listenin (B) bölümünün 28, 29 ve 31. sırası kapsamındaki malların teslimlerinden doğan KDV iadelerinin, yılı içinde vergilendirme dönemleri itibariyle talep edilmesi kaydıyla nakden yapılması uygun görülmüştür. 

c- Ortak Hükümler

Mükelleflerin, indirimli orana tabi işlemlerden doğan iade taleplerini, en geç indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin beyannamelerin (Ocak-Kasım vergilendirme dönemlerine ilişkin yılın sonuna kadar verilen düzeltme beyannameleri dahil) herhangi birinde iadeye konu olan KDV alanında beyan etmeleri ve indirimli orana tabi işlemin gerçekleştiği yılı izleyen yılın sonuna kadar standart iade talep dilekçesiyle birlikte iade talepleri için belirtilen belgelerle (teminatla talep edilen iadelerde teminat dahil) vergi dairelerine başvurmaları zorunludur.

KDV iade hakkı doğuran işlemin gerçekleşmesi halinde, belirli şartlarda KDV iade si yapılmaktadır. Ancak bu uygulama ekonomini durgunluğa girdiği dönemlerde bazı mükellefleri zor durumda bırakmaktadır.

Bu amaçla iade hakkı doğuran işlemlerin mutlaka gerçekleşeceğinin tespiti halinde, (örneğin henüz teslim edilmeyen konutlara ilişkin iskan belgesinin alınmış olması şartıyla) KDV iade alacağının bir bölümünün mükellefinin vergi borçlarına mahsubunun sağlanılması ekonomiye bir canlılık vermesi bakımından faydalı olacaktır.

Bu konuya örnek olarak konut ve Dahilde İşlem Belgesi kapsamında yapılan imalatlar örnek gösterilebilir.



*           YMM

(1)         Nuri DEĞER, “Vadesi Geçmiş Amme Alacağının Tahsilatını Gerçekleştirmek Amacıyla Yapılacak Zorunlu Mahsuplar ve Bu Uygulamanın KDV İadelerine Etkisi”Yaklaşım, Mart 2018, Sayı: 303

Nuri DEĞER
  • Mevzuatta Son Çıkanlar