11 Eylül 2018 Salı

Kur Farklarının KDV Karşısındaki Durumu

Yazar: Nuri DEĞER*

Yaklaşım / Ekim 2018 / Sayı: 310

I- GİRİŞ

3065 sayılı KDV Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mükelleflerle Gelir İdaresi arasında süregelen uyuşmazlıklardan birisi de, yurt içi teslimlerden sonra ortaya çıkan kur farklarının KDV’ye tabi olup olmadığı konusudur.

Kur farklarının KDV’ye tabi olup olmadığı konusunda Maliye Bakanlığı ve Danıştay farklı görüşlere sahiptir.

II- MALİYE BAKANLIĞININ GÖRÜŞLER

Kur farklarının KDV karşısındaki durumu konusunda Maliye Bakanlığı’nın görüşlerini açıklayan seçilmiş özelge örnekleri aşağıda belirtilmiştir.

A- KUR FARKLARI VADE FARKI OLARAK KABUL EDİLMELİDİR

Kur farkları konusunda İstanbul VDB 2010/4 sayılı Uygulama Tamiminde;

“Kanunun 24/c maddesinde vade farkları ve fiyat farkı ile benzerleri matraha dahil olan unsurlar arasında sayılmıştır. Mahiyet ve amaç olarak bunlardan farklı olmayan kur farklarının da matraha dahil edilerek KDV’ye tabi tutulması gerekir. Aksi halde TL cinsinden vade farkı uygulanarak yapılan satışlarla bedelin döviz olarak ifade edildiği veya dövize endekslendiği satışlar arasında KDV uygulaması bakımından farklılık yaratılmış olacaktır.

Yine aynı Kanunun 26. maddesinde de, bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği hükmü yer almaktadır.

Vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihinden sonra belirlenen tarihlerde mal bedelinin ödeneceği satış akdinde kararlaştırılmış ise yabancı para cinsinden belirlenen mal bedeli ödemenin yapıldığı tarihteki kur farklarını da içermektedir. Buna göre, mal bedeli teslimin vuku bulduğu tarihte tespit olunarak KDV hesaplanacaktır. Teslimin yapıldığı tarih ile ödemenin yapılması kararlaştırılan tarih arasındaki kur farkından meydana gelen artışın mal bedeline dahil edilmesi gerekmekte ise de ödeme tarihinden önce tutarının kesin tespiti söz konusu olamayacağından ödemenin yapıldığı tarihte mal bedelinin tabi olduğu oran üzerinden KDV’yi doğuran olayın gerçekleştiği dönemde hesaplanarak mükellefler tarafından VD’ye ödenecektir.

Bu itibarla, satılan mal bedelinin KDV dahil veya hariç dövize endeksli olarak tespit edilmesi ve bedelin bir kısmının veya tamamının daha sonra ödenmesi halinde oluşan kur farkları KDV’yi de ihtiva ettiğinden mükelleflerce bu tutarlar üzerinden malın teslim tarihindeki geçerli KDV oranı esas alınarak, bedel KDV dahil tespit edilmiş ise iç yüzde uygulanarak, bedel KDV hariç tespit edilmiş ise toplam bedel üzerinden KDV hesaplanarak beyan edilip ödenmesi gerekmektedir.” Açıklamalarına yer verilmiştir.

B- MAL BEDELİ PEŞİN OLARAK ÖDENEN İTHALATTA KUR FARKI

İstanbul VDB 27.2.2009 tarih ve 4.34.17.01.21.1868 sayılı Özelge’de;

İthalatta vergiyi doğuran olay, Gümrük Kanununa göre gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başlaması, gümrük vergisine tabi olmayan işlemlerde ise gümrük beyannamesinin tescili aşamasında meydana geldiğinden, mal bedeli peşin olarak ödenmiş olan ithalatta Kanunun 21/c maddesi gereğince beyannamenin tescil tarihine kadar oluşan kur farkları KDV matrahına dahil edilecek, fiili ithalattan sonra ortaya çıkan negatif ve pozitif kur farklarının vergilemeye bir etkisi olmayacaktır.

C- FİİLİ İTHALATTAN SONRA DOĞAN KUR FARKINDA KDV

İstanbul VDB 18/04/2014 tarih ve 39044742-130-1029 sayılı Özelge’de,

İthalatta vergi matrahına dahil unsurlardan olan ithal edilen eşyayla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan ve vadeli ithalattan kaynaklanan kur farklarına isabet eden KDV’nin, ilgili gümrük idaresine beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

D- VADELİ SATIŞLARDA KUR FARKLARI

MB 19.04.1995 tarih ve 21436 sayılı Özelge’de;

Bedelin yabancı paraya endekslenmesi nedeniyle teslim tarihindeki bedel ile ödeme tarihindeki bedel arasında ortaya çıkacak vade farkı mahiyetindeki farklar matraha dahil olacak ve bu tutar için de KDV hesaplanacaktır.

E- TAKSİTLİ SATIŞLARDA KUR FARKI

Döviz cinsinden yapılan taksitle satış işlemi gerçekleştirildikten sonra, taksitlerin ödenmesi sırasında ortaya çıkan kur farklarının KDV’ye tabi tutulup tutulması gerekir.

MB 16.01.2003 tarih ve GEL.0.54/5424-2-02 sayılı Özelge’de;

Bedelin döviz cinsinden ifade edildiği işlerde, ödemenin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihten sonra yapılması durumunda geç ödeme nedeniyle ortaya çıkacak kur farkı, esas itibariyle vade farkı mahiyetinde bir unsur olduğundan vergi matrahına dahil edilecektir.

Bu çerçevede, mal bedeli ve KDV tutarlarının toplamı için $ cinsinden düzenlenen senetlerin ödenmesi sırasında ortaya çıkan vade farkı mahiyetindeki kur farkına ilişkin KDV’nin kur farkı tutarına iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle hesaplanması gerekmektedir.

F- VADELİ DÖVİZ ÇEKLERİNİN DEĞERLEMESİ SONUCU KUR FARKINDA KDV

Vadeli döviz çeklerinin değerlemeden sonraki tutarı ile izleyen yılda tahsil edildiği tarihteki tutar arasında oluşan kur farklarının,

- Söz konusu çeklerin değerlemeye tabi tutulmadan önceki tutarı ile değerlemeye tabi tutulduktan sonra tahsil edilen tutarı arasındaki farkın

KDV matrahına dahil edilip edilmeyeceği hususunda İstanbul VDB 29.6.2015 tarih ve 39044742-010.01-64151 sayılı Özelge’de;

“KDV Kanunu’nun 24/c maddesinde; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu hükme bağlanmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin “III/A-5.3. Kur Farkları” bölümünde ise teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanacağı, yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde, KDV uyarınca yapılan değerlemeler sonucu oluşan kur farkları üzerinden KDV hesaplanmayacağı belirtilmiştir.

Buna göre;

- Bedeli döviz cinsinden belirlenen satışlarda, satış bedelinin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra tahsil edilmesi durumunda, lehe ortaya çıkan/çıkacak kur farkının matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi,

- Söz konusu kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmesi ve teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanması

gerekmektedir.

Bu itibarla; firmanız tarafından yapılan döviz cinsinden satışlarda bedelin, yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde VUK hükümlerine göre değerleme yapıldığı tarihi izleyen dönemde tahsil edilmesi durumunda; teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan kur farkı için firmanız tarafından fatura düzenleneceği ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanacağı tabiidir.”

III- KUR FARKLARINA İLİŞKİN DANIŞTAY KARARLARI

Danıştay 7. Dairesi’nin, 28.04.2004 tarih ve E.2000/9103, K.2004/1161 sayılı Kararı:

“KDV Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, ihraç kaydıyla mal teslimlerinden doğan kur farkı geliri KDV’ne tabi olmadığından, davalı vergi dairesi müdürlüğünün temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, mahkeme kararının, dava konusu işlemin, kur farkı geliri için düzenlenen faturada gösterilen KDV indiriminin kabul edilmemesi suretiyle tesis edilen kısmı bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” denilmektedir.

Danıştay 9. Dairesi’nin, 26.05.2004 tarih ve E.2001/2624, K.2004/3556 sayılı Kararı:

“Kur farklarının Kanunun hizmetin tanımının yapıldığı 4. maddesi kapsamında müstakil bir hizmet olarak kabul edilemeyeceği, 24/c maddesinde düzenlenen vade farkı ile aynı anlama gelmediği ve kanun koyucunun kur farklarının KDV’ye tabi olmasını amaçlamadığı sonucuna varılmaktadır.”denilmektedir.

Danıştay 9. Dairesi’nin, 28.04.2005 tarih ve E.2003/3833, K.2005/1095 sayılı Kararı:

“Kanun’un 20. maddesinin 1. fıkrasına göre teslim ve hizmet işlemlerinde matrahı oluşturan “bedel” kavramı aynı maddenin 2. fıkrasında açıkça tanımlandığı halde, kanun koyucu tarafından burada tanımlanan bedel kavramının kapsamında kabul edilmeyen fakat matraha dahil edilmesi gereken gelir kalemleri, Kanun’un 24/c maddesinde özel olarak sayılmış olmasına karşın kur farklarının bunlar arasında yer almadığı, sözü edilen maddelerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat kalemleri yer almasına karşın, kur farklarının ekonomik konjonktür gereği negatif de olabileceği, dolayısıyla sadece gelir değil icabında gider de oluşturabileceği, buna göre, kur farklarının Kanun’un hizmetin tanımının yapıldığı 4. maddesi kapsamında müstakil bir hizmet olarak kabul edilemeyeceği, 24/c maddesinde düzenlenen vade farkı ile aynı anlama gelmeyeceği ve kanun koyucunun kur farklarının KDV’ye tabi olmasını amaçlamadığı sonucuna varılmaktadır.” belirtilmektedir.

Danıştay VDDK’nın, 18.10.2006 tarih ve E. 2006/50, K. 2006/286 sayılı Kararı’nda, kur farklarının KDV Kanunu’nun 24/c maddesinde sayılmadığı için vergiye tabi olmadığını öngören Karar özeti aşağıya alınmıştır.

“Mal teslimi ve hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olay meydana geldiğinden, bedelin döviz olarak hesaplanması halinde, vergiyi doğuran olayın meydana geldiği teslim tarihindeki cari kur üzerinden muhasebeleştirilerek gelir kaydedilmesi gerekmekte olup, dövizin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle oluşabilecek kur farklarının bu bedeli menfi veya müspet olarak etkilemesi düşünülemez.

Nitekim, Kanun’un 20. maddesinde bedel kavramı açıkça tanımlanmış olmasına rağmen kanun koyucu aynı Kanun’un 24. maddesinin (c) bendinde vade farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğunu kurala bağlamış; ancak, kur farkına bunlar arasında yer verilmemiştir.

Bu durumda, döviz üzerinden yapılan vadeli satışlarda, senedin tahsil edildiği tarihte, malın teslimi ile oluşan vergiyi doğuran olay tarihine göre ortaya çıkan menfi veya müspet kur farklarının bedel kavramına dahil olmadığı, kur farkının Kanun’un 24/c maddesinde matraha dahil olduğu belirtilen unsurlar arasında da sayılmadığı açık olduğundan, KDV’ne tabi tutulmasına hukuken olanak bulunmayıp, itirazı kayıtla ödenen KDV’nin yükümlüye iadesi gerektiğinden, davanın reddi yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararında isabet bulunmamaktadır.” belirtilmektedir.

IV- KDV GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE KUR FARKLARI KONUSUNDA YER ALAN AÇIKLAMALAR

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin II/A-5.1 bölümünde;

Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan, matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada gösterilen kur farkına, teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır.

Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması halinde, kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde, VUK uyarınca yapılan değerlemeler sonucu oluşan kur farkları üzerinden KDV hesaplanmaz.” denilmektedir.

V- KDV GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNİN VERGİ MATRAHINA İLİŞKİN DANIŞTAY VDDK KARARI

Danıştay VDDK’nın, E. 2017/548, K. 2017/606 no.lu Kararında KDV Kanunu’nun 24. maddesinde, KDV’nin matrahına dahil unsurlar arasında yer verilmeyen kur farklarının, düzenleyici işlemle, matraha dahil edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı hakkında karar verilmiştir.

Karar özeti:

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin, “Matrah, Nispet ve İndirim” başlıklı 3. bölümünün, “A- Matrah, 5. Matraha Dahil Olan Unsurlar” başlığı altında düzenlenen “5.3. Kur Farkları” alt başlıklı bölümü ile “B.Oran 1.2. Vade Farkı, Kur Farkı ve Matrahta Değişikliğe Yol Açan İşlemlerde KDV Oranı” başlığı altında düzenlenen “1.2.2. Kur Farkları” alt başlığında yer alan düzenlemenin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Daire kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

“Anayasa’nın 73. maddesinin 3. fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; 4. fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği kurala bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Bakanlar Kuruluna devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen bütün yükümlülüklerin, kanunla düzenlenme zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup, bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel öğelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir.

3065 sayılı KDV Kanunu’nun 10. maddesinin (a) bendinde; mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği, 20. maddesinin l. fıkrasında; teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, 2. fıkrasında, bedelin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne surede olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer surelerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği belirtilmiştir. Kanunun 24. maddesinde, bendler halinde, hangi unsurların matraha dahil edileceği sayılmış; (c) bendinde, vade farkı, fiyat farkı, faiz, pirim gibi çeşidi gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olduğu kurala bağlanmıştır. Kanunun 26. maddesinde ise bedelin döviz ile hesaplanması halinde dövizin vergiyi doğuran olayın meydana geldiği andaki cari kur üzerinden Türk parasına çevrileceği hüküm altına alınarak, cari kuru belli olmayan dövizlerin Türk parasına çevrilmesine ilişkin esasları belirleme konusunda Maliye ve Gümrük Bakanlığına yetki verilmiştir.

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin dava konusu edilen bölümlerinde, bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen teslim veya hizmetin yapıldığı tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı veya alıcı lehine ortaya çıkan kur farkının KDV matrahına dahil edileceği ve teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanacağı yolunda düzenleme yapılmıştır.

Teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel kavramı kanunda açıkça tanımlandıktan sonra, bedel kapsamında kabul edilmeyen ancak, matraha dahil edilmesi gereken gelir unsurlarının sayıldığı Kanun’un 24. maddesinin (c) fıkrasında, kur farkına yer verilmemiştir.

Maddede yer alan “gibi” ifadesi, maddede sayılan matraha dahil unsurlara nitelik olarak benzeyen diğer gelirleri kapsaması amacıyla kullanıldığından, kur farkının, bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.

Kur farkı, dövizin, değişik kurlardan ulusal paraya çevrilmesi sonucu ortaya çıkan fark olarak tanımlanmaktadır. Dövizli işlemler sonrasında mal teslimi veya hizmet ifasında bulunan kişi tarafından her zaman ilave bir bedel elde edilmesi mümkün olmadığından ve döviz kurunun düşmesi halinde alıcı lehine bir durum oluştuğundan kur farkı, niteliği itibarıyla maddede sayılan diğer gelir unsurlarından farklılık arz etmektedir. Kanunun 24. maddesinde yer alan “gibi” ifadesinden yola çıkılarak kur farkının vade farkı mahiyetinde olduğu kabul edilmek suretiyle KDV matrahına dahil edilmesi, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi dava konusu Tebliğ ile KDV matrahına ilişkin hükümlerin yorum yoluyla genişletilmesi, vergilendirmenin temel öğelerinin kanunla belirlenmesi gerekliliğini de kapsayan verginin kanuniliği ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Bu durumda, KDV Kanunu’nun 26. maddesi de dikkate alındığında, mal veya hizmetin karşılığını teşkil eden bedelin döviz ile hesaplanması halinde döviz, malın teslimi veya hizmetin yapılması ile gerçekleşen vergiyi doğuran olayın meydana geldiği tarihteki cari kur üzerinden Türk parasına çevrilerek, bu yolla bulunan tutar KDV’nin matrahını oluşturacak olup bedelin farklı zamanlarda ödenmesi nedeniyle zaman içinde oluşabilecek kur farklarının matraha ilave edilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, KDV Kanunu’nun 21. maddesinde, ithalatta verginin matrahına dahil olan unsurlar arasında kur farkı açıkça sayılmasına rağmen 24. maddesinde matraha dahil olan unsurlar arasında kur farkına yer verilmemiş olması da kanun koyucunun, ithalat dışındaki işlemlerde kur farkının KDV matrahına dahil edilmesini amaçlamadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne karar verilmiştir.”

Böylece Danıştay VDDK’nın, 18 Mayıs 2017 tarih ve E.2014/4834, K.2017/4605 sayılı kararıyla kur farklarının KDV’ye tabi tutulmaması gerektiğine karar verilmiştir.

VI- ŞİMDİ NE OLACAK

Danıştay VDDK’nın yukarıya alınan Kararı’ndan sonra kur farklarının KDV karşısındaki durumu gündemde önemli bir yer tutmaya başlamıştır.

2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 2619 sayılı Kanunla değişik 38. maddesinin 2. fıkrasına göre VDDK;

a) Vergi mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını,

b) Vergi dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları,

Temyizen inceler.

Aynı Kanun’un 40/4. maddesine göre Danıştay’ın içtihatların birleştirilmesi kararlarının “Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır.” hükmüne yer verilmesine karşılık VDDK kararları için böyle bir hükme yer verilmemiştir.

Sonuç olarak Danıştay VDDK kararları güçlü olmasına karşılık, içtihatların birleştirilmesi kararı niteliğinde olmadığından bağlayıcı değillerdir.

VII- SONUÇ VE ÖNERİLER

Bedelin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde, bedelin kısmen veya tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi halinde, satıcı lehine ortaya çıkan kur farkının KDV’ye tabi olup olmadığı konusunda Gelir İdaresi ile vergi yargısının görüşleri netleşmesine karşılık, aralarında temelde farklılıklar bulunmaktadır.

Gelir İdaresi kur farklarının; KDV’ye tabi olduğunu iddia etmekte, yargı ise KDV’ye tabi olmadığına ilişkin kararlar vermektedir.

Bu konunun daha fazla sürüncemede kalmaması ve kesinlik kazanması gerekir.

Yapılması gereken husus;

- Ya Gelir İdaresi yargının görüşüne uyacak ve yayınlanacağı bir genel tebliğ ile kur farklarının KDV’ye tabi olmadığını açıklayacak

-Veya yapılacak yasal bir düzenleme ile KDV Kanunun 26. maddesinde yer alan matraha dahil unsurlar arasına kur farkları ibaresini eklemek suretiyle KDV’ye tabi tutacak ve böylece konu aydınlığa kavuşacaktır.

Döviz dar boğazı Türkiye için her zaman ekonomik, mali ve siyasi alanda kaoslar yaratmıştır. Dövizle işlem yapılması tarafımızdan hiç bir zaman tasvip edilmemiştir.

Kur farklarının, yapılacak yasal düzenleme ile KDV’ye tabi tutulması uygun olacaktır.


*    YMM

  • Mevzuatta Son Çıkanlar